Kültür

Yıkanmanın Tarihi

Yıkanmanın Tarihi

Günümüze kadar insanlığın taşıdığı en büyük değerlerden biri de yıkanma kültürü. Artık insanlığın büyük bir çoğunluğu en azından iki günde bir duş alıyor, almayanlar ise ayıplanmak derecesinde kınanıyor. Peki, bu yıkanmanın tarihinde hep böyle miydi? İnsanlar duş ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorlardı? Gelin duş almanın ve banyo kültürünün tarihini birlikte inceleyelim.

Günümüz dünya medeniyeti, doğu üzerinden doğmuş ancak son şekillenişini Batı Avrupa’da yaşamıştır. Oradan da keşiflerle birlikte Amerika kıtasına sıçramıştır. Ancak banyo kültürü bu coğrafyalarda dini sebeplerden ötürü olabildiğince ötekileştirilmiş, dışlanmıştır.

Örneğin dönemin ünlü din adamlarından biri olan Aziz Francis bir yazısında “ yıkanmamış vücut dindarlığın işaretidir” demiştir.

Tarihte Yıkanma Kültürü

Tarihte Yıkanma Kültürü

Şüphesiz ki Batı Avrupası’nın yıkanma kültüründen bu kadar uzak durmasının siyasi sebepleri de vardır. Bilindiği üzere insanlığın doğurduğu en büyük uygarlıklardan biri de Roma uygarlığıdır ve bu uygarlıkta duş alma, banyo ve hamam kültürü oldukça yüksek bir yerde bulunmuştur. Gösterişli, şatafatlı ve keyif içeren Roma hamamları, kendisini Hristiyanlaşmaya başlayan Avrupa’ya kadar getirememiştir. Dönemin din adamları ise Roma’daki banyo kültürünü bir kafirlik olarak nitelendirip, halkı bırakın hamamı yıkanmaktan bile uzak tutmaya çalışmışlardır.

Dönemin ünlü isimleri, yıkanmayı kötüleyici sözler sarf etmeye devam ediyorlardı. Örneğin bir başka ünlü din adamı Aziz Benedict “banyo sadece bazı durumlarda izne tabidir” derken Kastilya Kraliçesi İsabella ise hayatı boyunca sadece iki kere banyo yaptığını söyleyerek bununla övüne biliyordu.

Öyle ki ayda sadece bir kere yıkanan Ruslar, Avrupalıların vahşi bir hayvan gibi koktuğunu söylüyorlardı. Rus elçiler, Fransız saraylarını ziyaret ettiklerinde kokudan duramadıklarını rapor ediyorlardı.

Avrupa’da böyle bir yaşantı sürerken coğrafi keşiflerle birlikte, Avrupalılar Amerika’yı keşfetti ve Avrupa uygarlığı üzerinden bir Amerika yeşermeye başladı. Haliyle, Avrupalılar olmayan banyo kültürlerini Amerika’ya da taşıdılar. Mesela Amerika’nın kimi eyaletlerinde banyo yapmak kanunen ya yasaklanmış, ya da sınırlara tabi tutulmuştu. Ayda birden fazla banyo yaptığı tespit edilen insanların hapse atılması bile söz konusuydu.

İngilizler ise bu konuda Avrupa kültürünün biraz daha dışında kalıyorlar fakat onlar da yıkanamıyorlardı. Ancak tarihi araştırmalara göre İngilizlerin yıkanmama sebepleri başkaydı. Dönemi anlatan yazılara göre, İngiltere de yeteri kadar su bulunamıyor, ırmak suları ise yıkanmak için fazlasıyla soğuk oluyordu. Öte yandan yakıt masrafları da pahalı olunca İngilizler istese dahi yıkanamıyorlardı.

Hal böyleyken sık sık filmlere ve romanlara konu olan Avrupa’nın meşhur salgın hastalıkları, veba çığ gibi büyüye biliyordu. Temiz olmayan bu toplum, aynı zamanda mikropları birbirine taşımakta da yaşam koşulları gereği ustalaşmış sayılırdı. Araştırmalara göre dönemin nüfusunun %36’sı kirlilikten kaynaklı salgın hastalıklarda yaşamlarını yitirmişlerdir.

Avrupa, günümüz uygarlığını şekillendirdiği için önemli bir noktada duruyor. Peki, Avrupa’nın da şekillenmesine sebep olan ve insan uygarlığının çıkış noktası olarak bilinen “Doğu” da temizlik nasıldı?

Doğu kültürü aynı zamanda hamam kültürüyle iç içe geçmiş bir kültürdür ki hamamlar günümüzde dahi kullanılmakta ve tarihsel ününü korumaktadır.

En eskiye gidildiğinde Gazze kentinde bulunan 5000 yıllık bir banyonun varlığı, doğuda yaşayan insanların temizlik kültürünü ne kadar erken edindiklerinin bir göstergesi. O döneme ait başka bir temizlik emaresine rastlanmasa da 4800 yıl öncesinden kalma sabun benzeri maddelerinde Babil’de bulunduğu bilinmektedir.

Yaşayış olarak ise şaşırtıcı uygulamalar dikkat çekmektedir. Örneğin çöl ortasında bulunan kentlerde göze çarpan bir uygulama da şudur ki kentlere gelen misafirlerin ayaklarına su dökülerek tozdan ve kirden arındırması sağlanıyordu.

Yıkanmanın kültürü oldukça eski olsa da yıkanma için kullanılan alanlar olan “banyo” ların tarihi de bir o kadar da eskidir. İ.Ö. 1700 yıllarından kalma bulunan banyo küvetleri, bilinen en eski küvetlerdir. Kral Minos için yapılan bu küvetlerin tek özelliği, bir banyo alanı olmasında değil aynı zamanda banyoya kadar getirilen bir su tesisatının varlığıydı. İlkel yöntemlerle yapılmış olan bu tesisat, suyun nehirden tazyikli bir şekilde gelmesini sağlıyordu.

Yine dünyanın gördüğü en büyük uygarlıklardan biri olan Mısır’da ise insanlar yine temizliklerine oldukça düşkünlerdi. Mısırlılar temizliğin, hastalıklara karşı bir önlem olduğunu çok öncesinden keşfetmişlerdi ve buna uygun bitkisel karışımlar sürüyorlar, sonra da yıkanıyorlardı. Yine bu uygarlığın içerisinde doğan Musa ise kendi kavmine temiz giyinmeleri gerektiğini öğütlüyordu. Dönemin din adamları da kutsal çadırlarına girmeden önce mutlaka ellerini ve ayaklarını yıkıyorlardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir