Kültür

Türklerde Yıkanmanın Tarihi

Yüzyıllar boyunca Orta Asya’da yaşayıp, sonrasında Anadolu’ya akınlar düzenleyen Türk kavimlerinin yıkanma geçmişi de yaptıkları yolculuklar kadar değişkenlik göstermiştir. Örneğin eski Oğuz boylarında yıkanılmazdı. Ancak bunun sebebi Ortaçağ Avrupa’sındaki gibi temizliği kötüleyici bir sebepten dolayı değil, suya atfedilen kutsallıkla ilgilidir. Oğuzlar, suyu kutsal ve saflığın temsili gördükleri için onu kendi bedenleriyle kirletmeyi kabul etmiyorlar, bu sebeple de yıkanmıyorlardı.

Türklerin yıkanmayla tanışması ise, İslam kültürüyle birlikte olmuştur. Temizliği ibadetin temeli sayan İslam diniyle tanışan Türk kavimleri, sonrasında bu kültürü değiştirerek ve geliştirerek kendilerine uyarlamayı başarmıştır.

Ancak hamam kültürünün Türklerdeki gelişimi, oldukça dolaylı yollardan olmuştur. 8. Yüzyılın ortalarında Emeviler, Bizans ve Roma uygarlıklarında gördükleri hamam kültürünü, mimariyi kendilerine uyarlayarak değiştirmişler ve bugünkü Suriye coğrafyasında kendi hamamlarını yapmaya başlamışlardır. Ardından Türklerde buradaki hamamlardan esinlenerek kendi hamamlarını oluşturmaya başlamıştır. Her kavmin kendi mimari teknikleri ve estetik anlayışlarıyla birlikte kendi hamamlarını oluşturması bir gerçektir ancak bahsedilen hamamların tümünde de Bizans ve Roma etkisiyle mutlaka karşılaşılmaktadır.

Türklerde hamam kültürünü Roma ve Bizans kültürlerine göre farklı kılan öge yine din sayesinde oluşmuştur. Anadolu’ya gelen Türkler, Bizans hamamlarıyla tanışmıştır, ancak İslam dinine göre mutlaka akan bir su içerisinde temizlenmek gerekmektedir. Havuz veya küvet tarzı alanlarda temizlenmek dinsel açıdan uygun olmadığı için Türkler hali hazırda kullandıkları Bizans hamamlarında değişikliğe gitmek zorunda kalmışlardır. Bu hamamlarda kullanılan havuzlar ise tamamen kaldırılmamış, ancak buraya tamamen temizlendikten sonra girilme şartı koşulmuştur. Günümüz havuz kültüründen pek de farkı yoktur.

Dinsel olarak temizlik çok önemli olduğu ve her insanın mutlaka abdest alması gerektiği için, büyük hamamların yanında her yerelde lüksten uzak olsa da irili ufaklı hamamlar kurulmuştur. Bu durumda hamamları her insanın yaşantısının bir parçası haline getirmiştir.

Kadın erkek ayrımı hamamlarda farklı uygulamaları da getirmişti. Kimi hamamlar iki kısımdan oluşurdu ki bu hamamlara çifte hamam denilirdi. Öte yandan her yerde bu tarz hamamları yapmak oldukça zor ve meşakkatli bir iş olduğu için çoğu zaman hamamlar bu şekilde üretilemezdi ancak kapılarına asılan havlunun renginden o saatin hangi cinsiyet için ayrıldığı belirtilirdi.

Avrupa’daki hamamlardan belki de en büyük farkının toplum içinde bulunan her bireyin düzenli olarak uğradığı alanalar olması göz önünde bulundurulduğunda, hamam kültürünün Osmanlı Devleti’yle de bu derece içli dışlı olması ve Osmanlı’nın hamamlarıyla da anılması şaşırtıcı olmaz.

Özellikle kadınların şehir içerisinde sosyallik alanı olmadığı için, kadınlar toplu bir şekilde hamama gider ve neredeyse tüm günlerini hamamda geçirirlerdi. Çoğu zaman öğlen yemeklerini dahi götürüp hamamda yedikleri de olurdu. Bu durum hamamın yıkanmayla birlikte aynı zamanda bir sosyallik merkezi de olmasında önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.

Erkek ve kadın hamamlarının ayrı bölgelerde olması iki cinsiyet için de farklı kültürler üretmiştir. Örneğin erkekler hamam girdiklerinde soyundukları kıyafetlerini koruması için bakıcı tutarlardı. Ayrıca hamam kültürünün en önemli öğelerinden biri olan tellaklar da hamamlarda bulunurdu. Sert bir masaj yapan tellaklar kimi bölgelerde eşcinsel ilişkiye girmek için de bulunurlardı.

Kadınlar için ise masaj gibi durumlar olmasa da çoğu zaman eğlence merkezi olarak kullanılıyor olması, hamamlarda özel etkinlikler yapılmasını başlattı. Günümüze kadar gelen gelin hamamı veya kırk hamamı bu özel etkinliklere örnek olarak gösterilebilir.

Evler içerisinde banyo olmamasından kaynaklı yaşamın olduğu her bölgede bulunan hamamlar aynı zamanda devlet için de bir gelir kaynağıydı. Gittikçe yaygınlaşması ve yanında da ortaya çıkan artan nüfus sorunu, suyu ısıtmak için kullanılan odun tüketimini ve su tüketimini de maksimuma çıkardıktan sonra kimi önlemler alınmak zorunda kalındı ve hamama gidiş için kısıtlamalar getirildi.

Osmanlı’da hamam kültürü o kadar kemikleşti ki Avrupa’da dahi ünü yayıldı ve sırf hamamları görmek için gelen seyyahlar çıkmaya başlamıştı. Bununla birlikte yerleşen bu kültür eskisi kadar yaygın olmasa da hala il ve ilçe merkezlerinde sürdürülmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir